Çocuklarda Ayrılık Kaygısı - Okul Korkusu

Ayrılık kaygısı; anne, baba ya da diğer bağlanma nesnelerinden ayrılmaya ilişkin aşırı kaygı duyma olarak da tanımlanır. Ayrılık kaygısı bozukluğu yalnızca çocuklara özgüdür.

Bu kaygı, bağlandığı kişiye zarar gelebileceğine veya çocuğu sevdiği kişiden ayıran bir takım felaketlere yönelik gerçek dışı ve sürekli bir endişe durumu; aşırı kaygı, ağlama, öfke nöbeti, ayrılmaya karşı direnç gösterirler. Okula gitmeyi reddetme sık görülür. Diğer yandan bağlılık figürü olmadan uyumayı istememe veya reddetme; ayrılık konulu kâbusların tekrar tekrar ortaya çıkması ve ayrılık durumunda aşırı rahatsızlık veya fiziksel belirtilerle kendisini gösterir. özellikle okula gitme söz konusu olduğunda baş ağrısı, karın ağrısı, bulantı gibi çok çeşitli bedensel yakınmaları olur. Tatillerden sonra okula dönmekte çok zorlanabilirler. Okula gitseler de sık sık evi arayıp anne babalarının güvende olup olmadığını sorabilir ya da benzer bedensel yakınmalar nedeniyle eve geri dönebilirler.

Hemen hemen tüm çocuklar, özellikle de erken çocukluk döneminde bir miktar ayrılık kaygısı gösterirler. Altı ay-3 yaş arasında ayrılık kaygısı gelişimin normal bir bileşeni iken, bu yaştan sonra işlevselliği bozan ve aşırı sıkıntı yaratan ayrılık tepkileri ayrılık kaygısı bozukluğu olarak ele alınmalıdır. Bu sebeple tanı konulmadan ve müdahale edilmeden önce belirtilerin yaş dönemi özelliği olup olmadığına bakılmalı ve en az 2 haftalık bir süre ile devam edip etmediği gözlenmelidir.

Üç yaşından önce tanıdık olmayan kişiler, olaylar ve durumlar karşısında belirgin duygusal kısıtlanma, ürkeklik, çekingenlik ve fizyolojik uyarılmışlık durumu gösteren çocuklarda ileride kaygı bozuklukları ve ayrılık kaygısı bozukluğu artmaktadır. Ayrıca erken çocukluk döneminde bebek ile ona bakım veren kişi arasındaki güvensiz bağlanmanın çocuklukta anksiyete bozukluğu gelişiminde önemli bir etken olduğu vurgulanmıştır. Ayrılık kaygısı bozukluğu bazı ailelerde daha yaygın olarak görülmektedir, bu da genetik etkenlerin hastalığın ortaya çıkışında önemli olduğunu da göstermektedir.

Okul korkusu olan çocuğa yaklaşım şu şeklide olmalıdır:

Çocuğa kızmak, eleştirmek son derece yanlıştır. Çocuk zaten bir kaygı yaşıyordur, anlaşılmadığını hissetmesi, hele bir de zorlanması, var olan sorunları artıracaktır. Veya bu durumun tamamen normal kabul edilmesi de doğru değildir. Aylarca kapıdan ayrılmayan annelerin de tutumu normal değildir. En uygun olan psikiyatrik ve psikolojik yardımla bu süreci atlatmaktır.

Okulun açılış günü kesinlikle okula gitmeyi reddeden bir çocuğa nasıl davranılmalıdır?
Eğer önceden çocuğa okul anlatıldıysa, hatta okulu, öğretmeni tanıması sağlandıysa, kararlı ve destekleyici bir tutum sergilemek doğrudur. Yani, okula her durumda gidilecek, ama anne ya da baba ile gitmesi ve zorlamadan, yavaş yavaş okula alışması sağlanmalıdır. Okul rehber öğretmeni, sınıf öğretmeni ve ailenin işbirliği sıkı olmalıdır. Tabii, psikiyatrik bir durum söz konusu ise tedavi ekibi de bu işbirliğine katılacak ve yönlendirici olacaktır.

Bu süreçte ailelerin nasıl davranmaları gerekir? Son olarak bunları maddeler halinde alabilir miyiz?

  • Korkutma, tehdit, şiddet, yargılama kullanılmamalıdır.
  • Çocuk, onu rahatsız eden bir duruma karşı duygusal bir tepki vermektedir. Bunu fark edip, onu anlamaya çalışmak en doğru yaklaşımdır. Çocukla empati kurmak, onu anlamaya çalışmak gerekir.
  • Okul reddine hangi durum ve duygunun neden olduğunu bulup, bu sorunun çözülmesi için çalışılmalıdır.
  • Bunun için aile, bir psikiyatri merkezinden yardım almalıdır. Psikiyatrik yaklaşım ve psikoterapi birlikte götürülmelidir.
  • Ailenin, çocuğun okula devamıyla ilgili kararlı olması gereklidir. Fakat çocuğa, bu sorunun tüm aileyi ilgilendirdiği, sadece çocuğun sorunu olmadığı hissettirilmelidir.
  • Öğretmen ve ailenin sıkı işbirliği içinde olması gereklidir. Öğretmenin güven verici ve zorlayıcı olmayan tarzı önemlidir.