Çocuklarda Ayrılık Kaygısı Ve Okul Korkusu

Hemen hemen tüm çocuklar, özellikle de erken çocukluk döneminde bir miktar ayrılık kaygısı gösterirler. Altı ay-3 yaş arasında ayrılık kaygısı gelişimin normal bir parçasıyken, bu yaştan sonra işlevselliği bozan ve aşırı sıkıntı yaratan ayrılık tepkileri ayrılık kaygısı bozukluğu olarak ele alınmaktadır.

Ayrılık kaygısı bozukluğu çocuklara özgü bir durumdur. Anne, baba ya da diğer bağlanma nesnelerinden ayrılmaya ilişkin aşırı kaygı duyma olarak tanımlanabilir. Tanı konulmadan ve müdahale edilmeden önce belirtilerin yaş dönemi özelliği olup olmadığına bakılmalı ve en az 2 haftalık bir süre ile devam edip etmediği gözlenmelidir.

Üç yaşından önce tanıdık olmayan kişiler, olaylar ve durumlar karşısında belirgin duygusal kısıtlanma, ürkeklik, çekingenlik ve fizyolojik uyarılmışlık durumu gösteren çocuklarda ileride ayrılık kaygısı bozukluğu ve kaygı bozuklukları geliştirme olasılığı fazlacadır. Ayrıca erken çocukluk döneminde bebek ile ona bakım veren kişi arasındaki güvensiz bağlanmanın çocuklukta anksiyete bozukluğu gelişiminde önemli bir etken olduğu açıktır.

Bu kaygıyı yaşayan çocuklar, bağlandıkları kişiye zarar gelebileceğine veya sevdikleri kişiden kendilerini ayıran bir takım felaketlere yönelik gerçek dışı ve sürekli bir endişe hali sergilerler.

Bu çocuklarda okula gitmeyi reddetme sık görülür. Aşırı kaygı, ağlama, öfke nöbeti, ayrılmaya karşı direnç gösterirler. Diğer yandan bağımlılık biçimde bağlı oldukları kişi olmadan uyumayı istemez, sıklıkla ayrılık konulu kâbuslar görebilirler.

Ayrılık durumunda aşırı rahatsızlık veya fiziksel belirtiler kendisini gösterir. Özellikle okula gitmeleri söz konusu olduğunda baş ağrısı, karın ağrısı, bulantı gibi çok çeşitli bedensel yakınmaları olur. Tatillerden sonra okula dönmekte çok zorlanabilirler. Okula gitseler de sık sık evi arayıp anne babalarının güvende olup olmadığını sorabilir ya da benzer bedensel yakınmalar nedeniyle eve geri dönebilirler.

Söz konusu haller içinde hemen bir uzman desteği almak ve hem çocuk hem de aile için gerekli ve yararlı olacak terapötik işbirliği kurmak önerilir.

Yasemin KULAÇ

Uzman Klinik Psikolog