PANİK BOZUKLUK HASTALIĞININ TEDAVİSİ

Panik Bozukluk Hastalığının Tedavisi

Panik Bozukluk: Beklenmedik yer ve zamanlarda ortaya çıkan Panik Ataklar ve bu atağın olmadığı zamanlarda da yeniden atak geçirme endişesi ile seyreden, kişinin günlük yaşam aktivitelerinin kısıtlanmasına, yaşam kalitesinin düşmesine neden olan bir hastalıktır. Panik atak ve panik bozukluk belirtileri ile ilgili geniş bilgi sayfamızdaki hastalıklar bölümünden bulunabilir.

Hastalığın tedavisinde günümüzde uygulanan ve tedavi edici etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış başlıca iki tür tedavi yöntemi vardır. Bunlar ilaç tedavileri ve Bilişsel Davranışçı Psikoterapi’dir.

Panik Bozukluk Hastalığının İlaç Tedavisi

Panik bozukluk genellikle ilaç tedavilerine hızlı yanıt veren ve sadece ilaç kullanımı ile bile remisyona (hastalık belirtilerinin geçmesi) giren psikiyatri açısından genellikle tedavide yüz güldürücü özellikte bir hastalıktır. Tedavide kullanılan ilaçlar başlıca iki grupta toplanabilir. Birinci grupta hastalığı iyileştirici özellikte olan ilaçlar vardır. İkinci grup ise atak anında kullanılan ve atak belirtilerini hızlı bir şekilde kontrol altına alan ilaçlar bulunur.

Tedavi edici ilaçlar nelerdir diye bakacak olursak ilk akla gelenler SSRI grubu antidepresanlardır. Bunlar Fluoksetin, Sertralin, Sitalopram, Essitalopram, Fluvoksamin ve Paroksetin olarak sayılabilir. Gün içinde uyku hali, sersemlik, dikkat dağınıklığı gibi yan etkilerinin az olması bu ilaçların en büyük avantajıdır. Ayrıca uzun süre kullanımında kilo alımı gibi yan etkileri de görece olarak düşüktür. En sık görülen yan etkileri ise Cinsel İşlev Bozukluğudur. Erkeklerde Boşalma süresinde azalma, boşalma hazzında düşme ve bazen de sertleşme zorluğu yaratabilirler. Kadınlarda ise cinsel ilişkiye isteksizlik, orgazm gecikmesi yada orgazm olamama yan etkileri en sık görülen yan etkileridir. Bu ilaçların cinsel işlev üzerindeki yan etkileri kalıcı ve hasar verici özellikte değildir. İlaç kesilmesi ile birlikte tamamen kaybolur ve iyileşir. Halk narasında inanılan çocuğun olmaz vb. bir takım düşünceler ise bilimsel olarak gerçek değildir. SSRI grubu dışında Panik bozuklukta kullanılan diğer ilaçlar ise Trisiklik ve Tetrasiklik antidepresanlardır. Panik Bozukluk tedavisinde oldukça etkin ajanlar olmaları ile birlikte kilo alımı, ağız kuruluğu, yüksek dozlarda görülebilen kardiyak yan etki riski, kabızlık gibi nedenler ile daha seyrek olarak kullanılmaktadırlar. Tedavi edici özellikte olan bu ajanlar kaygı ve panik duygusu olduğu vakitlerde bedenin bu duygulara eş zamanda belirti ve tepki üretmesini engellemektedirler. Hasta bu kötü belirtilerden kurtulduğu için kendini iyi hissetmekte ve zamanla da iyileşme göstermektedir.

Paniak Buzuklukta kullanılan ikinci grup ilaçlar ise Benzodiyazepinlerdir. Başlıcaları Diyazepam, Alprazolam ve Lorazepam’dır. Benzodiyazepinler atak döneminde olan belirtileri hızlı bir şekilde söndürebilme gücüne sahip olmalarından dolayı kullanılırlar. Tedavide oldukça etkin ajanlar olmasına karşın uzun süreli ve düzenli kullanımları halinde bağımlılık riski barındırdıkları için hekim önerisi ile ve sadece tedavinin başlangıç döneminde kullanılmaları gerekmektedir. İlerleyen tedavi sürecinde azaltılıp kesilmeleri uygundur.

Ayrıca propranolol gibi ilaçlar da Panik Bozukluk tedavisinde semptomatik iyileşme sağlamak için kullanılabilen ilaçlardandır. Çarpıntı, titreme gibi şikayetlerin kontrol altına alınmasında işe yaramaktadır.

Panik Bozukluk Hastalığının Bilişsel Davranışçı Psikoterapisi

Bilişsel Davranışçı Psikoterapi’ye (BDT) göre Panik Bozukluk, kişinin günlük yaşam süreci içinde yaşadığı kaygı ve endişe duygusunun bedeninde yarattığı belirtileri katastrofik (kendine zarar verici) olarak yorumlamasından kaynaklanır.

Günlük yaşam içinde birçok olay yaşarız ve bu olaylara duygusal tepkiler oluştururuz. Oluşturduğumuz tüm duygusal tepkinin de bedenimizde bir takım yansımaları olur. Örneğin heyecanlanmak bir duygu tepkisidir ama heyecanlanınca çarpıntımız olur. Çarpıntı ise heyecan duygusuna eşlik eden bir beden tepkisidir. Bu örnekte oluğu gibi günlük yaşam içinde tüm duyguların bedene yansıyan parçaları mevcuttur. Kişi kaygı ve endişe duygusu yaşadığında da bedeninde çarpıntı, nefeste hızlanma, idrar yapma ihtiyacı, baş dönmesi, mide bulantısı, uyuşma, karıncalanma vb. belirtilere maruz kalır. Bu belirtiler tamamen masumdur ve yaşanan kaygı endişe duygusu nedeni ile oluşmuştur. Kaygı ve endişe duygusu sonucunda oluşmuş olan bu beden belirtilerini fark eden kişi eyvah kalp krizi geçiriyorum gibi yada beyin kanaması geçiriyorum gibi yada aklımı kaçırıyorum, davranışlarımın denetimini kaybediyorum gibi yorumlarsa kaygı ve endişesi çok artacaktır. Artan kaygı ve endişe beden belirtilerini artıracağı için dakikalar içinde kişide yonun bir panik hali oluşacaktır. Bu şikayetler ile acillere yapılan baş vurular da doğal olarak sonuçsuz kalacağı için kişi nedenini bilemediği ve sağlığını tehtit edici bir durum ile kalakalacağı içinde sürekli tedirgin ve tetikte olmaya başlayacaktır. Kendince probleme çözüm ve tedbir üretme sürecine girince yaşamını kısıtlamaya başlayarak agorafobi geliştirecektir.

BDT’de kişiye kaygının doğası anlatılır. Kaygıyı gereksiz ywere artırmaktan başka bir işe yaramayan internetten hastalık okuma gibi davranışları engellenir. Gereksiz yere aynı şikayetler ile tekrar tekrar acile, kardiyolojiye, nörolojiye vs. baş vurularının önüne geçilir. Bedensel belirtiler ile nasıl başa çıkacağı öğretilir ve aşama, aşama yapılan yüzleştirmeler ile korktuğu belirtilerin zannettiği gibi zarar verebilme ihtimali olmayan masum belirtiler olduğu ona yeniden öğretilir.

Agorafobi problemi var ise de bunun için ek olarak düzenlenecek BDT seansları ile bu probleminin de çözümü sağlanır