ANKSİYETENİN KAYGI DOĞASI

ANKSİYETENİN (KAYGI) DOĞASI

Günlük yaşam içinde yaşarken gün içinde birçok farklı duygu hissederiz. Trafikte kırmızı ışıkta geçen bir arabaya sinirlenir, sosyal medyada gördüğümüz hasta bir çocuğa üzülürüz, çocuğumuzdan aldığımız iyi bir habere sevinir, akıp giden ömrümüzde hayallerimizin gerçekleşmesi için geç kaldığımızı düşündüğümüz bir vakit ise kaygılanırız. Duygular hayatın vaz geçilemez bir paçasıdır. Belki de bizi insan yapan en önemli ögedir duygular.

Günlük hayatın vaz geçilemez bir parçası olan duygular yaşandığı süre içinde bedensel alanımıza da mutlaka bir takım yansımalar yapar. Örneğin heyecanlanmak ruhsal alanımıza ait bir duygudur ama heyecanlandığımızda çarpıntımız olur. Çarpıntı ise bedensel bir tepkidir. Utandığımız zaman yüzümüzün kızarması da benzer bir duruma verilebilecek bir başka örnektir.

Özetlemek gerekirse günlük yaşamın içinde tüm insanlar hoş olan ya da olmayan tüm duyguları yeri geldikçe yaşamak zorundadır ve yaşanan duygulara uygun olarak da bedensel alanda bir takım eşlik eden belirtileri de yaşaması gerekmektedir.

Kaygı ya da endişe kişinin çevresinde somut bir durum olmamasına karşın yaşanan hoşnutsuzluk veya gerginlik, tedirginlik duygusu olarak tanımlanabilir. Merkezi Sinir Sisteminin(MSS) canlılarda birinci görevi onları hayatta tutmaktır. Bundan dolayı içsel veya dışsal her türlü değişikliğe karşı MSS kaygı duygusunu oluşturarak tepki verir. Kaygı canlının hayatta kalması için gereken tüm sistemleri harekete geçirir ve yaşamda kalma ihtimalini artırır. Kaygı duygusu sonucunda kalp atım hızını artırarak kan dolaşımını hızlandırır ve vücudun oksijenlenmesini iyileştirir, solunum hızlanır ve vücudun enerji üretimi için gerekli olan oksijenin teminini kolaylaştırır. Karaciğer ve yağ dokusuna depolanmış besin rezervlerinden kana enerji için besin verilir. Sindirim sistemi yavaşlar, sindirim sistemindeki düz kaslar kasılır çünkü canlının geçici bir süre ile birinci önceliği aldığı besinleri sindirmek değil hayatta kalmak için gereken savaşa kendini tetikte tutmaktır. Bundan dolayı vücut içindeki kan akımının yönünde değişiklikler olur. Kasların kanlanması artarken cilt ve cilt altı dokusunun kanlanması azalır. Çevreden benzin atmış, rengin solmuş diye tanımlanan bu durumdaki amaç var olan kıymetli kan akımının ciltten uzaklaştırılması sonucunda oluşması muhtemel bir yaralanma nedeni ile oluşacak kan kaybının az olması amaçlanır. Ayrıca bu dönemde eş zamanlı olarak pıhtılaşma sistemleri de aktive olur ve oluşan bir yaradan kan kaybı en aza indirgenir. Kas gerginliği artar ve hatta kaslarda titreme ve seğirme şeklinde küçük istemsiz hareketler oluşur. Bunun da amacı kasların harekete hazır olmalarını sağlamaktır. İdrar atımı artar amaç damar içinde dolaşan sıvı miktarını azaltmak ve kalbin işini kolaylaştırmaktır. Göz bebekleri büyür ve çevrenin daha iyi görülmesi ve gözlemlenmesini sağlamak amaçlanır. Görüldüğü gibi kaygı duygusunun bedene olan tüm yansımaları aslında bizim hayatımızı tehdit eden değişiklikler değil, bizi hayatta tutmaya çalışan değişikliklerdir.

Kaygı bozukluklarında kişiler bu belirtileri kendilerine zarar verici yada ölümcül özellikte olan bir problemin ön habercisi, başlangıç belirtisi olarak yorumlarlar. Böylesibir yorum bu kişilerin kaygılarını çok daha şiddetli hale getirir ve artan kaygı sonucunda var olan belirtiler de şiddetlenir. Bu durum bir kısır döngü oluşturunca da kaçınılmaz bir şekilde panik durumu ortaya çıkar.

Kaygı esnasında vücutta olan bir başka durum da artan nefes alışverişi sonucu ortaya çıkan fazla miktarda kirli hava (CO2) kaybıdır. CO2 insan vücudunun kan dolaşımı içindeki önemli asidik özellikteki maddelerinden biridir ve belli bir oranda kanda bulunması gerekir. Hızlı bir şekilde oluşan CO2 kaybı kandaki asit/baz dengesinin bozulmasına neden olur buna bağlı olarak da el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, başta tuhaflık hissi ya da çevrenin algılanması sırasında oluşan son derece rahatsız edici bir durum olan gerçeklik dışı duygusunun (derealizasyon) oluşumuna neden olur. Bu belirtileri yaşayan kişi uyuşmaları felç olma yada gerçeklik dışı duygusunu aklını kaçırma kontrolünü kaybetme olarak yorumlarsa kaygısı daha da artar ve yukarıda bahsettiğimiz kısır döngü tekrarlanır.

Özetle kaygı kişiyi hayatta tutmak için oluşan ve yaşama hizmet eden bir duygudur. Bedensel belirtilerinin zarar verici bir durum olarak yorumlanması ise anksiyete bozukluklarının oluşumunda önemli rol oynamaktadır. Tedavi sırasında kişinin bu belirtiler ile yeniden barışık hale gelmesi sağlanmaktadır.