SALDIRGANLIK ve DÜRTÜSELLİK

SALDIRGANLIK ve DÜRTÜSELLİK

Saldırganlık sadece ruh sağlığı ve hastalıkları alanında ilgi çeken klinik bir durum olmayıp, biyolojiden, antropolojiye, felsefeden edebiyata kadar pek çok alanda ve günlük yaşamın her aşamasında gündem sahibi bir konudur.

Evrimsel olarak hayatta kalma, yaşamı sürdürme ve üreme gibi işlevleri olduğu kabul edilen saldırganlığın tıbbi, psikolojik ve kültürel boyutları vardır ve saldırganlığa bakış açısı ne olursa olsun “NEDEN BİR İNSAN BİR DİĞERİNİN BEDENSEL YA DA RUHSAL BÜTÜNLÜĞÜNE SALDIRIR ?!” Sorusu her daim bir merak ve endişe konusudur.

Saldırganlık ve Şiddet sıklıkla birlikte ve yakın anlamlarda kullanılmaktadır. Ancak saldırganlık, diğerine zarar vermeyi ve üstünlük kurmayı amaçlarken içinde mutlaka hasar (şiddet) oluşması gerekmemektedir. Bu bakış açısına göre kaza ile zarara yol açma saldırganlık değildir. Çünkü zarar amaçlanmamıştır. Oysaki şiddet içeren tüm davranışlar saldırganlığı da içinde barındırırılar ancak saldırganlık, şiddet içermeyebilir. Örneğin bir arkadaşını iten çocuğun davranışında saldırganlık varken, şiddet olmayabilir.

Saldırganlık kime yöneldiğine göre ( kişinin kendisine veya bir başkasına ) ya da kullanılan yönteme göre ( fiziksel, sözel, doğrudan, dolaylı) gibi değişik biçimlerde sınıflandırılabilmektedir.

Ancak daha yaygın olarak kullanılan ayırım, planlı ya da dürtüsel olmasıdır.

Evrensel olarak ani bir tehlike karşısında savunma amaçlı olarak verilen tepkiler hatta saldırganlık işlevseldir ve insanoğlunun doğal davranış repertuarının bir parçasıdır.

Ani bir tehlikeye karşı olmayan net bir amaca yönelen ve failin saldırıyı planladığı proaktif saldırganlık ise patolojiktir ve sıklıkla duygudaşlık ve pişmanlık buna eşlik etmez.

Dürtüsellik, bir dürtü ya da tahrike karşı koymada güçlük yaşanması, iç ya da dış uyaranlara karşı hızlı ve planlanmış olmayan reaksiyonlar verilmesidir.

Dürtüsellikte kişi ödülü ertelemede bir yetersizlik yaşar ve içinde bulunduğu duruma göre davranışını değiştiremez. Davranışın olumsuz sonuçları ya da oluşacak zararı hesaba katmaz. Dürtüsel davranış gösteren kişilerin sonraki risk ya da sonuçları hesaplayamamaları ve dürtü dışavurumunu erteleyememeleri, yürütücü işlev bozukluğuna işaret etmektedir.

Buna ek olarak dürtüsel saldırganlık, öfke ya da korku gibi emosyonlarla ortaya çıkar ve otonomik uyarılma ile karakterizedir. Reaktif, affektif ya da hostil saldırganlık olarak da adlandırılan bu tip saldırganlık, uyaranla orantısız olduğu zaman patolojiktir ve tedavi gerektirir.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog