Yeme Bozuklukları

Güzellik kavramı eski dönemlerden beri tartışılan, kültürel ve çağın özelliklerine göre farklı kriterlerle değerlendirilen bir kavram olagelmiştir. Kozmetik, estetik ve genel olarak güzellik sektörüne harcanan giderlerin yüksekliği, zayıflığı vurgulayan reklam ve toplumsal mesajlar ile son yıllarda moda olan ‘sıfır beden’ kavramı zayıf ve ince olmaya yapılan bu vurgunun örnekleri arasında değerlendirilebilir. Bu vurguda özellikle batı kültürünün itici güç olduğu söylenebilir. Ancak zayıf olmaya yüklenen anlam maalesef beraberinde pek çok sorunu da getirmektedir. Bu sorunların en önemlisini ise toplumda manken hastalığı olarak da bilenen yeme bozuklukları oluşturmaktadır. Zayıf olma arzusu ve kilo almaya dair yoğun korku ile karakterize olan yeme bozuklukları hayatı tehdit eden risklere yol açmakta bu nedenle titizlikle ele alınması gereken bir ruh sağlığı sorununu yansıtmaktadır. DSM-IV-TR’de Anoreksiya Nervoza ve Bulimiya Nervoza olmak üzere iki ayrı yeme bozukluğu tanımlanmıştır.

ANOREKSİYA NERVOZA

Anoreksiya Nervoza kişinin yaş ve boyuna göre olağan sayılan en az kiloda ya da biraz daha üzerinde bir kiloda olmayı kabul etmemesi, kilo alma korkusu ve kişinin vücut ağırlığını/biçimini algılamasındaki bozuklukla karakterizedir. Tanı konulabilmesi için bu ölçütlerin yanısıra en az 3 ardaşıkmenstruasyonsiklusun olmaması gerekmektedir.

Anoreksiya Nervozası olan kişilerin hayatı genellikle bu kilo alma korkusu ile kısıtlanmakta ve bu kişilerin benlik saygıları vücut biçimlerinden etkilenmektedir. Sürekli kalori hesabı yapma, alınan gıda ve kalori miktarında ciddi kısıtlamalar uygulama, aşırı egzersiz yapma, yersiz yere laksatif kullanmave hatta kendini kusturma gibi yöntemlerle bu kişiler kilo alımını kontrol altına almaya çalışabilmektedir. Bazen kilo almaya yönelik yoğun korku tedaviye başlamanın da önünde engel teşkil etmektedir. Anoreksikler çevrenin uyarılarına rağmen beden algılarındaki bozukluk sebebi ile genellikle kendilerini kilolu görmektedirler.

Genellikle orta ve ileri ergenlik dönemlerinde başlayan ve kadınlarda/kızlarda çok daha yaygın görülen Anoreksiya Nervoza’nın yaşam boyu görülme sıklığı %1 dolayındadır.Anoreksiya Nervozakardiyolojik, gastrointestinal, endokrinolojik, nörolojik ve diğer pek çok sistemde sağlığı tehdit eden çok ciddi kompliklasyonlara yol açabilmektedir.

BULUMİYA NERVOZA

Bulimiya Nervoza, 3 ay süreyle ortalama olarak haftada en az 2 kez ortaya çıkan yineleyen tıkanırcasına yeme dönemleri ve ödünleyici davranışlarla belirli bir yeme bozukluğudur. Ödünleyici davranışlar arasında laksatif, diüretik, lavman ya da diğer ilaçların yanlış kullanımı, kendini kusturma, aşırı spor yapma ya da hiç yemek yememe yer almaktadır. Tanı konulabilmesi için bu ölçütlere ek olarak bozukluğun Anoreksiya Nervoza sırasında ortaya çıkmamış olması ve kişinin kendini değerlendirişinin anlamsızca vücut biçimi ve ağırlığından etkileniyor olması gerekmektedir. Tıkanırcasına yeme döneminden söz edebilmek içinse kişinin aynı zaman dilimi ve benzer koşullarda çoğu insanın yiyebileceğinden hiç tartışmasız daha çok yiyeceği belirli bir zaman diliminde yemesi ve bu dönem sırasında yeme denetiminin kalktığı duygusunun eşlik etmesi gerekmektedir. Genellikle tıkanırcasına yeme olarak adlandırılan dönem yüksek kalorili yiyeceklerin tüketildiği ve ardından utanç duyulan 2 saatten kısa bir dönemi yansıtır.

Anoreksiya Nervoza’da olduğu gibi Bulimiya Nervozası olan kişilerde de yoğun kilo alma korkusu ve kilo almayı kontrol etmeye yönelik ödünleyici davranışlar görülmektedir.

Genellikle geç ergenlik ya da erken yetişkinlik döneminde ortaya çıkan ve kızlarda/kadınlarda erkeklere göre çok daha sık görülen Bulimiya Nervoza’nın yaşam boyu görülme sıklığı %1-4.2 dolayındadır. Bulimiya Nervoza kardiyak, gastrointestinal, oral-dental ve farklı diğer sitemlerde sağlığı tehdit eden çok ciddi tıbbi komplikasyonlara yol açabilmektedir.

Tedavi

Ölümle dahi sonuçlanabilen olumsuz etkileri sebebi ile yeme bozuklukları gecikmeden tedavi edilmesi gereken bir ruh sağlığı bozukluğunu yansıtmaktadır. Gerekli görüldüğünde yatırılarak da uygulanabilen tedavi sürecinde ilk basamağı hasta ve yakınlarının hem hastalık hem de tedavi süreci hakkında uygun şekilde bilgilendirilmesi oluşturmaktadır. Eşlik eden tıbbi komplikasyonlar, diğer psikopatolojiler ve ölüm riski mutlaka kontrol altına alınmalıdır. Tedavide psikofarmakolojik (ilaç) müdahalelerden ve/veya psikoterapiden faydalanılmaktadır.